İzmit’in en bilinen sahil noktalarından Sekapark’ta sıradan başlayan bir yürüyüş, Lâl’in yıllardır aklından çıkmayan bir hikâyeye dönüştü. Üstelik her şey, üzerinde ne gönderenin ne de alıcının adı bulunan küçük bir zarfla başladı.
Rüzgârın Getirdiği Beklenmedik Sürpriz
İzmit’te yaşayan travesti Lâl, kalabalıktan uzaklaşmak istediği zamanlarda genellikle Sekapark’a giderdi. Denizin karşısında oturmak, geçen vapurları izlemek ve bazen hiçbir şey düşünmeden yürümek ona iyi geliyordu.
O gün de farklı bir planı yoktu. Hava biraz serindi. Sahilde yürüyen birkaç kişi, bisiklet süren gençler ve banklarda sohbet eden insanlar vardı.
Lâl, kahvesini alıp denize yakın banklardan birine oturdu. Tam çantasından telefonunu çıkaracağı sırada bankın altında sıkışmış krem rengi bir zarf gördü.
İlk başta önemsemedi. Birinin unuttuğu alışveriş fişi ya da eski bir not olduğunu düşündü.
Fakat zarfı eline aldığında dikkatini çeken bir ayrıntı vardı.
Üzerinde yalnızca şu cümle yazıyordu:
“Bunu bulduysan belki de doğru kişisin.”
Lâl bir süre yazıya baktı. Sonra çevresini kontrol etti. Kimse zarfı arıyor gibi görünmüyordu.
İsimsiz Mektubun İçindeki Üç Cümle
Zarfın ağzı kapalı değildi. İçinden ikiye katlanmış bir kâğıt çıktı.
Kâğıtta yalnızca üç cümle vardı:
“Bazı insanlarla hiç tanışmayız ama onların hikâyesinde bir yerimiz olur. Bazen bir yabancının küçük bir iyiliği, yıllarca unutulmayan bir hatıraya dönüşür. Eğer bunu okuyorsan, sen de birine güzel bir şey söyle.”
Lâl, mektubu bitirdikten sonra istemsizce gülümsedi.
Ne bir telefon numarası vardı ne tarih ne de imza.
Birinin romantik bir sürprizi miydi? Yoksa tesadüfen bırakılmış küçük bir iyilik mesajı mı?
Bunu anlaması mümkün değildi.
Ancak mektubun son cümlesi, beklediğinden çok daha fazla aklında kaldı.
Travesti Lâl’in Aklına Gelen Eski Bir Anı
Lâl, yıllar önce İzmit’e ilk taşındığı dönemleri hatırladı.
Şehre alışmakta zorlandığı günler olmuştu. Yeni insanlar tanımak, farklı ortamlara girmek ve kendine ait bir düzen kurmak düşündüğünden uzun sürmüştü.
Bir gün küçük bir kafede tek başına otururken yan masadaki yaşlı bir kadın ona dönüp gülümsemişti.
“Saç rengin sana çok yakışmış,” demişti.
Sıradan bir iltifattı belki.
Ama Lâl o gün kendisini oldukça yalnız hissediyordu. Hiç tanımadığı birinden duyduğu birkaç güzel kelime, bütün gününü değiştirmişti.
Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen o kadının yüzünü hâlâ hatırlıyordu.
Şimdi Sekapark’ta elinde tuttuğu mektup, nedense ona aynı duyguyu yaşatmıştı.
Sekapark’ta Başlayan Küçük Bir Deney
Lâl mektubu çantasına koyduktan sonra yürümeye devam etti.
Bir süre sonra fotoğraf çekmeye çalışan iki arkadaş gördü. Telefonlarını bir taşın üzerine yerleştirmiş, zamanlayıcıyla fotoğraf çekmeye uğraşıyorlardı.
Yanlarına gidip fotoğraflarını çekmeyi teklif etti.
Gençlerden biri gülerek teşekkür etti.
Birkaç dakika sonra çocuklu bir aileye yol tarif etti. Ardından sahilde düşürdüğü eldivenini arayan bir kadına yardımcı oldu.
Bunlar büyük olaylar değildi.
Hatta normal bir günde belki de hiç üzerinde durmayacağı şeylerdi.
Ama Lâl o akşam eve dönerken kendisini alışılmadık derecede huzurlu hissediyordu.
“Belki de o mektup tam olarak bunun için bırakılmıştı,” diye düşündü.
Mektubu Kim Bırakmış Olabilirdi?
Ertesi gün Lâl, yakın arkadaşı Nergis’e yaşadıklarını anlattı.
Nergis önce güldü.
“Sen yine bir gizemin içine düşmüşsün. Belki birisi sosyal deney yapıyordur,” dedi.
Lâl de bu ihtimali düşünmüştü.
Mektup bir sanat çalışmasının parçası olabilirdi. Bir öğrenci projesi, unutulmuş bir hatıra veya yalnızca bir yabancının içinden gelen birkaç cümle…
Nergis, “Peki şimdi ne yapacaksın?” diye sordu.
Lâl’in cevabı oldukça basitti:
“Ben de bir mektup yazacağım.”
Bir Hafta Sonra Aynı Bankta
Sonraki hafta sonu Lâl yeniden Sekapark’a gitti.
Bu kez çantasında kendi hazırladığı küçük bir not vardı.
Notta şöyle yazıyordu:
“Geçen hafta burada bir mektup buldum. Kim yazdı bilmiyorum ama güzel bir gün geçirmeme vesile oldu. Eğer bugün sen de bu satırları okuyorsan, umarım yüzünü güldürecek bir şey yaşarsın.”
Altına adını yazmadı.
Zarfın üzerine yalnızca küçük bir kalp çizdi.
Sonra notunu, kolayca fark edilebilecek ve uçup gitmeyecek şekilde bankın üzerine bıraktı.
Birkaç adım uzaklaştıktan sonra geri dönüp baktı.
Zarf hâlâ oradaydı.
Kimin bulacağını, okuyup okumayacağını ya da ne düşüneceğini bilmiyordu.
Aslında artık bunun pek önemi de yoktu.
Lâl’in Hikâyesinden Geriye Kalan
İzmit’in hareketli sokakları, sahil yürüyüşleri ve kalabalık kafeleri arasında bazen küçük ayrıntılar gözden kaçabiliyor.
Travesti Lâl’in Sekapark’ta yaşadığı bu olay da büyük bir sırrın çözülmesiyle sonuçlanmadı.
Mektubu yazan kişi ortaya çıkmadı. Gizemli bir buluşma gerçekleşmedi. Beklenmedik bir aşk hikâyesi de başlamadı.
Ama Lâl, o günden sonra çantasında küçük bir not defteri taşımaya başladı.
Aklına gelen güzel cümleleri yazıyor, bazen arkadaşlarına bırakıyor, bazen de kendisi için saklıyordu.
Bir gün Nergis ona hâlâ o ilk mektubu saklayıp saklamadığını sordu.
Lâl gülümsedi.
“Elbette saklıyorum,” dedi. “Çünkü bana bazen hiç tanımadığın birinin bile gününü değiştirebileceğini hatırlatıyor.”
Ve belki de Sekapark’taki o isimsiz mektubun bütün sırrı buydu.
İzmit’in sahilinde başlayan sıradan bir yürüyüş, travesti Lâl için unutamayacağı bir hatıraya dönüştü. Sekapark’ta bulduğu isimsiz mektup, ona geçmişini hatırlattı ve hiç tanımadığı insanlara farklı gözle bakmasını sağladı. Peki o zarfta ne yazıyordu? Lâl neden günlerce mektubun sahibini düşündü? Bu kurgusal söyleşide hikâyeyi Lâl’in ağzından dinliyoruz. Muhabir: Lâl, önce seni biraz tanıyalım. İzmit’le ilişkin nasıl başladı? Lâl: İzmit’e ilk geldiğimde burada bu kadar uzun yaşayacağımı düşünmemiştim. Başlangıçta her şey biraz yabancı geliyordu. Sonra insan alışıyor. Bir bakıyorsun, hangi sokakta kahve içeceğini, hangi saatte sahilin sakin olduğunu ezbere biliyorsun. Şimdi başka bir yere gitsem sanırım en çok Sekapark’ı özlerim. Muhabir: Peki o meşhur mektubu bulduğun gün neler yaşandı? Lâl: Aslında çok sıradan bir gündü. Evde oturmaktan sıkılmıştım. Hava serin olmasına rağmen dışarı çıktım. Kahvemi aldım, sahile doğru yürüdüm. Banklardan birine otururken yerde krem rengi bir zarf gördüm. Önce birinin düşürdüğünü düşündüm. Muhabir: Zarfın üzerinde ne yazıyordu? Lâl: Tek bir cümle vardı: “Bunu bulduysan belki de doğru kişisin.” İlk okuduğumda güldüm. Kendi kendime, “Şimdi benim başıma nasıl bir olay gelecek?” dedim. Muhabir: Zarfı açarken korktun mu? Lâl: Korkmadım ama merak ettim. İçinden eski görünümlü, ikiye katlanmış bir kâğıt çıktı. Üç cümle yazıyordu. İnsanların birbirinin hayatına küçük iyiliklerle dokunabileceğinden bahsediyordu. Sonunda da okuyanın başka birine güzel bir şey söylemesini istiyordu. Muhabir: Seni bu kadar etkileyen neydi? Lâl: Bazen insanın ihtiyacı olan şey uzun uzun konuşmak değil. Birinin seni fark etmesi bile yeterli olabiliyor. Yıllar önce tanımadığım bir kadın bana saçlarımın çok yakıştığını söylemişti. O gün moralim çok bozuktu. O küçücük iltifatı hiç unutmadım. Muhabir: İzmit’te yaşamayı seviyor musun? Lâl: Seviyorum. Elbette her şehir gibi İzmit’in de zor tarafları var. Ama Yürüyüş Yolu’nda dolaşmak, Sekapark’ta denizi izlemek ya da küçük bir kafede oturmak bana iyi geliyor. Bazen insan yaşadığı yerin güzelliğini ancak biraz yavaşlayınca fark ediyor. Muhabir: Travesti bir kadın olarak insanlarla iletişiminde seni en çok ne mutlu ediyor? Lâl: İnsanların beni yalnızca dış görünüşümle değerlendirmemesi. Ben de herkes gibi bazen neşeliyim, bazen yorgunum, bazen de yalnız kalmak istiyorum. Güzel bir sohbet, içten bir gülümseme ya da saygılı bir yaklaşım benim için çok değerli. Muhabir: Mektubu bulduktan sonra ne yaptın? Lâl: Birkaç gün boyunca çantamda taşıdım. Arkadaşım Nergis’e gösterdim. O, bunun bir sosyal deney olabileceğini söyledi. Belki de haklıydı. Ama ben mektubun kimden geldiğinden çok bende bıraktığı duyguyla ilgilendim. Muhabir: Sonra sen de bir mektup yazmışsın. Doğru mu? Lâl: Evet. Bir hafta sonra aynı yere gittim. Küçük bir kâğıda birkaç güzel cümle yazdım. Mektubu bulan kişinin yüzünde küçücük de olsa bir gülümseme oluşmasını istedim. “Bazen hiç tanımadığın birinin hayatında güzel bir iz bırakmak için yalnızca birkaç kelime yeter.” Muhabir: Peki ilk mektubu bırakan kişiyi bulmak ister miydin? Lâl: Başlangıçta çok isterdim. Hatta birkaç kez aynı banka gidip çevreme baktım. Ama sonra düşündüm; belki de bu hikâyenin güzelliği kimin yazdığını bilmemekte. Her şeyin cevabını öğrenmek zorunda değiliz. Muhabir: Bugün o kişiye bir şey söyleme şansın olsaydı ne derdin? Lâl: Teşekkür ederdim. Çok basit bir şey yaptı ama bana geçmişte unuttuğum güzel bir duyguyu hatırlattı. Umarım o da hayatının bir yerinde benzer bir sürprizle karşılaşır. Muhabir: Son olarak okuyuculara ne söylemek istersin? Lâl: İnsanlara biraz daha nazik davranın. Herkesin bilmediğiniz bir hikâyesi var. Bazen birinin gününü güzelleştirmek sandığınızdan çok daha kolay. İzmit’in tanıdık sahil manzarası, Lâl’in hikâyesinde bambaşka bir anlam kazanıyor. İsimsiz bir mektubun sahibini bulamasa da ondan aldığı ilhamı başka insanlarla paylaşmaya karar veriyor. Geriye ise küçük iyiliklerin bazen ne kadar büyük bir anlam taşıyabildiğini hatırlatan bir hikâye kalıyor.“O Gün Sekapark’a Gitmek Bile Planımda Yoktu”
“Mektupta İsim Yoktu, Ama Yazılanlar Bana Çok Tanıdık Geldi”
“İzmit’te İnsanların Fark Etmediği Güzel Şeyler Var”
“Ben de Bir Yabancıya Mektup Bıraktım”
“Her Hikâyenin Büyük Bir Sırrı Olmak Zorunda Değil”
Sekapark’ta Başlayan Hikâyenin Ardından